Deniz Akkaya (1977 - .... )
3 Ağustos 1977’de İstanbul’da doğan manken Deniz Akkaya,
ilkokulu Faik Reşit Onat İlkokulu’nda, ortaokulu Bilge
Kaan Ö.D. Lisesi’nde, liseyi de Semiha Şakir Ö.D.
Lisesi’nde okudu. Mankenlik kariyerine 1997 yılında
“Best Model of Turkey Yarışması”nda birinci olarak
başlayan Akkaya, 1997 yılında yapılan “Miss Grace of the
World” yarışmasında da dördüncü seçildi. Okan Bayülgen,
Erdal Acar gibi isimlerle yaşadığı fırtınalı aşklarının
yanı sıra gece hayatıyla da adından söz ettiren Akkaya,
televiyon dizilerinde oynadı ve yarışmalarda sunuculuk
yaptı.
Yıldırım Mayruk defileleri başta olmak üzere birçok ünlü
firma ve kuruluşun tanıtım, organizasyon, defile ve
çekimlerinde profesyonel manken olarak yer alan
Akkaya’nın çıktığı bazı defileler şunlardır: Escada
Catwalk, Vakko defileleri, Beymen defileleri, Cemil
İpekçi defileleri, Atıl Kutoğludefileleri, Hakan
Yıldırım defileleri, Arzu Kaprol defileleri ve Fevziye
Çamer defileleri.Hello! dergisine konuşan Akkaya, "Hollywood'da
herkes ne yaptığını biliyor. Bizde ise sete çaycı giren
başrol oynuyor" dedi.
Tecavüz sahnesi için koça danıştı
Deniz Akkaya, film teklifini kabul etmeden önce tecavüz
sahnesi ile ilgili olarak oyuncu koçuna danıştığını
söyledi: "Elif Dağdeviren beni aradı. Nesim Hason'nun
benimle görüşmek istediğini, Amerikan filminde rol alıp
almak istemediğimi sordu. Ve Nesim Hason'la tanıştım.
Nesim'in tek endişesi filmdeki tecavüz sahnesiydi. Drama
eğitimi aldığım tiyatrocu hocama da danışıp rolü öyle
kabul ettim."
Kendimi yıldız gibi hissettim
Çekimleri Teksas'ta tamamlanan bu film sayesinde kendini
yıldız gibi hissettiğini belirten Akkaya, Hollywood ile
Yeşilçam'ı da kıyasladı: "Orada sadece oyunculara değil,
tüm set ekibine insan olduğunu hatırlatan bir ortam var.
Aslında oradaki ışıkçı da kendini star gibi hissediyor.
Herkes ne iş yaptığını biliyor. Bizde çaycı olarak
girersin sete, sonra başrol oyuncusunun rolünü kaparsın."
Bizde sete çaycı giren başrolde oynuyor
"Ölümle Dans" filminde birlikte rol alan Deniz Akkaya ve
Yelda Reynaud, Hollywood deneyimlerini Hello! dergisine
anlattı. Akkaya, "Hollywood’da herkes ne yaptığını
biliyor. Bizde sete çaycı giren başrolde oyunuyor" diyor.
kinizin bu filmle buluşması nasıl oldu?
- Yelda Reynaud: Deniz’i sette tanıdım. Projeye dahil
oluşum yapımcı Nesim Hason sayesinde oldu. Düşünmeden
’tamam’ dedim. Çünkü bir Amerikan filminde oynamak
hayalimdi.
- Deniz Akkaya: Elif Dağdeviren beni aradı. Nesim
Hason’nun benimle görüşmek istediğini, Amerikan filminde
rol alıp almak istemediğimi sordu. Ve Nesim Hason’la
tanıştım. Nesim bana, buradaki hayatından kopmadığını ve
kendi ülkesinin insanına bir şans vermek istediğini
söyledi. Nesim’in tek endişesi filmdeki tecavüz
sahnesiydi. Drama eğitimi aldığım tiyatrocu hocama da
danışıp rolü kabul ettim.
n Oynarken Hollywood filmi olduğunu hissettiniz mi?
- Y. Reynaud: Michael Madsen’i ve diğerlerini görünce
hissettim. Sete gittiğimizde baktık herkes saatinde
geliyor, işlerine ilgi gösteriyorlar. Kendimi star gibi
hissettim.
- D. Akkaya: Sadece oyunculara değil, tüm set ekibine
insan olduğunu hatırlatan bir ortam var. Aslında oradaki
ışıkçı da kendini star gibi hissediyor. Herkes ne iş
yaptığını biliyor. Bizde çaycı olarak girersin sete,
sonra başrol oyuncusunun rolünü kaparsın.
n Başka teklifler var
- D. Akkaya: Hason bana bir senaryo daha verdi. Sakin
kafayla okuyacağım. Ama zamanım uymazsa buradaki TV
programını bırakıp oraya gitmem. Benim için hayat; rahat
ve mutlu olduğum yerdir. Para kazanıyorum, mutluyum. Ben
bir hayalimi gerçekleştirdim. Hayalimin devamını
getirmeyi tabii ki, istiyorum ama rolü beğenmezsem illa
oynayacağım diye bir şey yok. İnsanlar benim için
’Görelim bu sefer kıvırabilecek mi?’ diye düşünüyorlar.
İnsan bazen bir köşeye çekilip hiç çalışmamak da istiyor.
n Yelda Hanım, Deniz Akkaya’yı oyuncu olarak nasıl
buldunuz?
- Y. Reynaud: Deniz’le makyaj masasında tanıştık.
Magazin izlemediğim için hakkında önyargım yoktu. Onun
tecavüz sahnesinden çıkışını hatırlıyorum; ilk
gördüğümle oradan çıkan Deniz çok farklıydı. Çok
etkilenmişti.
n Bir kerede çekildi değil mi o sahneler?
- D. Akkaya: Böyle sahneler 10 kere çekilemez, duygusunu
kaybedersiniz. Ben 10 kere çekemem, beceremem zaten.
TECAVÜZÜ YAŞIYORSUNUZ
n Sinir bozukluğu oldu mu?
- D. Akkaya: Bir şey yaşıyor gibi yapmıyorsunuz,
yaşıyorsunuz. Yaşanan şey çok sinir bozucu. Bu noktada
kapıdan çıkınca ’hadi eğlenelim’ ruh haline tekrar
geçmeniz için en azından iki saat gerekiyor. Tiyatro
sahnesinde bu geçerli değil belki ama benim böyle bir
vakte ihtiyacım var. Hazırlanmam da kolay olmuyor.
n Altından kalkamayacağınız bir rol olabilir mi?
- D. Akkaya: Herhalde olur.
- Y. Reynaud: ’Problem yok, çözüm var’ diyerek bakıyorum
hayata. Tedirgin olabileceğim roller vardır. Bazı
rollere çok daha uzun hazırlandım tiyatroda. Bir film
çeksem bazı roller için amatör oyuncu kullanırım ama "Guguk
Kuşu" filmindeki Jack Nicholson’ın rolünü hiçbir amatör
oyuncu oynayamaz. Bazı roller zordur.
- D. Akkaya: Ben sesimi yeterince kullanamadığım için şu
an şan dersi alıyorm. "Kaset mi çıkaracaksın?" diye
soruyorlar. Alakası yok. Topluluklara hitap ediyor,
oyunculuk yapıyorsan kendini geliştirmek zorundasın.
n Ölümden korkuyor musunuz?
- D. Akkaya: Ne ihtiyarlık ne ölüm korkusu... Korktuğum
tek bir şey var; sakat kalmak. Başkalarına muhtaç olmak
beni ürkütüyor.
- Y. Reynaud: Benim bir dönem korkularım vardı ama artık
yok. Son zamanlarda hayat üzerine çok şey öğrendim.
n Deniz Hanım ne kadar cesursunuz?
- D. Akkaya: Yeterince.
- Y. Reynaud: Ben de Deniz’i çok cesur buluyorum.
n Hem hayata hem oyunculuğa sahip olabilir mi insan?
- Y. Reynaud: Rolünü içselleştirip başka biri oluyorsun.
Zaten yapmazsan şizofren olursunuz. Dün akşam sevgilim;
"İyi ki oyuncu oldun, yoksa her yıl meslek değiştirirdin"
dedi. Bu şekilde her şeyi yaşayabiliyorsun; arkeoloğu da
oynarsın, cerrahı da.
n Yelda Hanım gerçek hayatta nasıl birisiniz?
- Y. Reynaud: Benim için başarı toplumsal değil, içsel
bir şey. Kendi duruşumla galip çıkmak istiyorum. Bize en
çok zarar kendimizden geliyor.
n Yeni projeleriniz var mı?
- D. Akkaya: "Magazin Mahkemesi"ni sunuyorum ve yakında
"Ünlüler Sirki"ne başlayacağım.
- Y. Reynaud: Fransız ortaklarla "Başıbozuk" adında bir
yapım şirketi kurdum. Başıbozuk olarak çocuklarla ilgili
güzel bir projem var. En eleştirdiğim şey, oyuncularda
tembelliktir. Oyuncular, sanatçılar içinde en tembel
olanlardır. Ben tiyatro eğitimime başladığımda, 19
yaşındayken Rus okulunda beş yaşındaki çocukların
yanında bale eğitimi aldım. Bir balerin olmak için günde
sekiz saat çalışmak zorundasınız. n Eda DOĞAN
Angelina Jolie’yi kıskanıyorum
n Hayatını kıskandığınız biri var mı
- D. Akkaya: Angelina Jolie’nin
hayatını çok kıskanıyorum. Dünyanın en yakışıklı adamına
sahip olduğu ve ondan çocuk yaptığı için değil. İşini
hayatının eksenine koymuyor. Hayatı işin etrafında
dönmüyor, bu çok önemli. Hayat, mesleklerimizden ibaret
değil. Birinin yüzünü güldürmek kadar tatmin edici bir
şey görmedim hayatımda. Angelina Jolie’nin güzelliği,
kocası, ailesi tabii ki, bunlar özenilecek şeyler. Ama
önemli olan oyunculuğunun nereye hizmet ettiği.
n Siz de çocuk evlat edinmek ister misiniz?
- Y. Reynaud: Ben kesin isterim.
- D. Akkaya: Bir gün anne olmayı
becerebilirsem evlat edinmeye o zaman hazırım demektir.
Ben birine bağımlı olmak istemiyorum. Düşünün, o da bana
bağımlı olacak. Bundan daha ürkütücü bir şey olabilir
mi?
- Siz düşünüyor musunuz?
Y. Reynaud: 35 yaşındayım. Hiç çocuk sahibi olmayı
düşünmedim. Dünyada o kadar çok annesiz-babasız çocuk
var ki, yeni bir çocuk dünyaya getirmenin anlamı yok.
|